Dönüşümden önce biz, gazetelerde haber olarak bile çıkmayan, televizyon denilen o salyalı bağımlılığın yayınladığı haberlerde belki bir iki dakikalık bir haber olarak çıkan böylesi kabul edilemez bir olayı elbet farkında olmayacaktık.
Dönüşümden önce biz çok naif de insanlardık. Unutkan, telaşlı, hızlı yaşayıp hızlı tüketen insanlar olarak programlandığımızdan mütevellit tüketmek hastalığımız da vardı.
Dönüşümden önce biz yavaşlamak gerektiğini bilmiyorduk. Şehirler bile yavaşlayınca güzeldi oysa.
Değişmek gibi bilinçli bir edim değil ki yaşanan. Dönüşümden önce değişimleri gözümüzde büyütürdük biz. Sanki başka bir dünya, başka insanlara ait yerler yokmuş, sanki o dağ yüzyıllardır orda öylece tüm haşmetiyle durup senin ne kadar aciz bir varlık olduğunu hatırlatmıyormuş, farklı yerlerde farklı zamanlarda aynı anda yaşadığın insanlar hiç varolmamış zannederdik biz. Dönüşümden önce biz korkardık galiba biraz, peşini bırakırdık, yaşanmamış gibi yapardık, kendi başımıza gelmediği sürece şükrederdik sadece.
Bir habere denk geliyoruz şimdi. Sonuna dek ne olduğunu öğrenebilmek, neden olduğunu bilmek istiyoruz. Öyle ki mektuplar okuyoruz maddenin 6-7 haline ayrılmış. Merak ediyoruz, bu haber çölünde kimin ocağına ateş düşmüş, kim haksızlığa uğramış, ne olmuş, insanlık tam olarak nerede ölmüş?
Yaşanan her acı acımızdır. Hassasiyetleri incitmeyecek ortak yollar elbet vardır. Bu saldırarak değil düşünerek çözülür. Şiddeti kesin diyeceğim ama
"Ham pişkinin halinden
anlamaz, öyle ise söz kısa kesilmelidir vesselam."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder