Benimle olduğunu bilmek, yanımda olmasan da beniml/e-e. Karanlık; gözlerindeki ferin ardı. Efsunlu teninin varlığı. Zamansız-dık. Mekansız. Ne demiştin? Kuytuyuz. Kuyt-u. Toprak kokusu karışmış, unutmak istemiyorcasına içimize çektiğimiz derimizin dışarıya her nefes verişine..Küfürün ağızda bıraktığı tada benziyor dilinin ağzımda bıraktığı tat. Suçlu bir sır var şimdi aramızda. Birbirimize güvenmekten başka çare kalmamışken yükselir ay, yerini güneşe bırakırken. Sabaha karşı sevdim seni en çok. Birbirine dokunmaları yasaklanmış olanların birbirlerine sıkıca sarılabildikleri, gecenin sabahına, sabahın gecesine kavuşabildiği tek an olan o alaca aydınlıkta sevdim seni en çok. Uzun upuzun bekleyişler, bile bile...Göre göre bırakmak kendini zirveden aşağıya aldatmasız, teslim olurcasına.
Kalabalıklar arasından sadece orada "sen" varmışçasına buluvermek seni tüm açık seçikliğinle. Seni görünce başka hiç birşey düşünememek var sonra. Seni görmesem bile senden başka hiç birşey düşünememek var ayrıca. Şimdi zamanım da belli mekanım da. Sense hala beynimin tüm kıvrımlarında, boynumda nefesini verdiğin andasın. "Hiç" diyemem. Romantik çağlara ait ruhum, umu/tum var benim, hayallerim. Durmak bilmeyen bir çavlan var içimde beni sana getiren durmadan, dinlenmeden. Zamanın hammadesi güzel bir anıdır sadece. Senin gibi. Biz/im gibi. Zaman, başka neden yapılmış olabilir ki?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder